RSS

ALEVİLER: NE (KADAR) EŞİT? NE (KADAR) YURTTAŞ?

05 Nis

Giremediğin gönül senin değildir, gönül yalnız gönül vermekle alınır. Gönül istiyorsan, önce kendi Gönlünü vereceksin.

Hz. Ali

Başrollerini Şener Şen ve Meltem Cumbul’un oynadığı ve Yavuz Turgul’un yönettiği “Gönül Yarası” (2005) filminin unutulmaz bir sahnesi vardı. Dünya (Meltem Cumbul) “Dar Hejiroke” adlı Kürtçe parçayı duyduğunda duygulanır ve ağlar. Bunu gören Nazım (Şener Şen) “Kürtçe biliyor musun?” diye sorar ve “hayır” karşılığını alır. Nazım “o halde neden ağlıyorsun?” diye üsteler ve Dünya “bu şarkıya ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerekir?” der.

Alevilerin, Kürtlerin veya herhangi bir dışlanmış kesimin sorunlarına ilişkin konularda da haktan, doğrudan ve insan haklarından bahsedebilmek için Kürt ya da Alevi olmaya, herhangi bir azınlığa mensup olmaya gerek yok.  İnsan olmak, daha doğrusu insan olduğunun farkında olmak yeterli!

Bu yazıda bastırılmış kimliklerin “eşit yurttaşlık” taleplerini Alevilik özelinde ele almaya ve Alevilerin isteklerini, toplumun önyargılarını da ele alarak açıklamaya çalışacağım.

Aykan Erdemir Aleviliği ele aldığı bir yazısında gündelik siyasetin tüm toz ve dumanı içinde cin fikirlilerin asıl merak ettiğinin siyasi etiğin pusulası değil, Alevi seçmenin elindeki oy pusulası olduğunu söyler. Erdemir, galoşla cem evi ziyaret edenlerin, “Dersim isyanında analar ağlamadı mı?” diyenlerin, yola getirilecek bir Alevi iradesi, cepte bilinecek bir Alevi oyu, zapt edilecek bir Alevi süreği var zannedenlerin Alevi yolunu ve bin bir süreğini anlamaktan ne kadar da uzak olduklarını vurgular.1

Bugün Türkiye halkı din ve vicdan özgürlüğü, eşitlik, ifade özgürlüğü, siyasi katılım gibi ciddi meselelerde bir yüzleşme yaşamaktadır. Alevilerin temel hak ve özgürlükleri Sünni Müslüman çoğunluğun onayına ve insafına bırakılmakta, insan ve vatandaş olmanın gereği olan haklar adeta bir “lütufmuşçasına”  Sünni olmayan ve ikinci sınıf vatandaş yerine konulan Alevilere sunulmaktadır. ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nün yapmış olduğu “Türkiye’de Alevi Olmak” adlı araştırmanın sonuçlarına göre kamusal ve özel hayatın her alanında, okulda, sokakta ve hizmet erişiminde; Aleviler farklı bir muamele görmekte, ayrıma uğramakta ve dışlanmaktadırlar.

Türkiye’de Aleviler gibi Kürtler, Müslüman olmayanlar, kadınlar ve farklı cinsel yönelim taşıyanlar da dâhil olmak üzere büyük bir kesim sürekli bir ayrımcılığa maruz kalmaktalar ve bu bir demokrasi sorunu olmak yerine, devlete bağlılığa indirgenen ve merkez özne olarak Baskın Oran’ın deyimiyle LA-HA-SÜ-MÜ-T  (LAik, HAnefi, SÜnni, MÜslüman, Türk)2 özellikler taşıyan merkez konumdaki bireylerden oluşan toplum karşısında dayatılan bir ayrımcı uygulama olarak devam ettiriliyor. Bu özelliklere sahip olmayan ve “öteki” olarak kabul edilenlere karşı yapılan her türlü siyasal yaşamdaki ve sosyal hayattaki ayrımcılıklar kültürel ve tarihsel önyargı ve bölünme korkusu gibi gerekçelerle hem toplum nezdinde hem de idari kadrolar tarafından meşru ve doğru yolmuş gibi görülüyor, gösteriliyor.

ALEVİLİK SORUNU MU, ALEVİLERİN SORUNU MU?

Yukarda bahsedilenlerin de yardımıyla bu soruya şöyle cevap verebiliriz: Sorun aslında bir hazımsızlık sorunu. Alevilerin denilen sorun, toplumun Alevilerle olan sorunu, sorun bir hoşgörü sorunu.

Türkiye de Alevilikle ve Alevilerle alakalı bir sorunlar yumağının olduğu artık yadsınamaz bir gerçek. Bu ülke Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta katliamları yaşamış bir ülke. Sorun yoktur denildiğinde sorunun ortadan kalkacağına inananlar varsa da bugün bu algı zayıflamış gözükmektedir ancak yeni bir kavrayışa ve bir çözüm aşamasına ihtiyaç olduğu da aşikârdır.

Alevilerin sorunu nedir, ne istemektedirler? Alevilerin sorunları çok ama içinden çıkılmaz sorunlar değil. Yeter ki siyasi ve ideolojik çıkarlardan uzak, özgürlük temelinde ve samimi bir üslupla yaklaşılabilsin.

Ocak ayında Ankara’da toplanan Büyük Alevi Kurultayı’ndan yansıyanlara göre Aleviler belli başlı olarak; zorunlu din derslerinin ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını, Madımak’ın müze yapılmasını ve Cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini istemektedirler. Bu taleplerden hareketle toplumda haksız bir önyargı oluşturulmakta ve Aleviler; din düşmanı ve dinsiz olarak lanse edilmektedirler. Lakin bunun gerçekle hiçbir alakası yoktur. Aleviler dine karşı değillerdir. Aksine, karşı oldukları şey adı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi olan bu dersin ahlaki bilgilendirmeden çok uzakta olması ve Sünni İslam’ın bir propaganda aracı haline gelmesidir. Küçük yaşlardaki çocuklara zorla dua ezberletilmesi ve not zoru ile namaz kıldırılması bu inancı kuvvetlendirmektedir. İstenen şey din derslerinin tek yönlü bir propaganda aracı olmaktan çıkarılması ve her dine/mezhebe eşit mesafede yaklaşılmasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması noktasında yine benzer sorunlar bulunmaktadır. Laiklik ve Diyanet çelişkisi bir yana, Alevilerin de vergileriyle işleyen bir kurumun Alevi taleplerine sırt çevirmesi de tartışılması gereken bir durumdur. 1993 yılında Sivas’ta yapılan katliamla bağlantılı olan Madımak Oteli’nin müze yapılması talebi tamamıyla din dışı olan insani bir konudur. Madımak’ta yakılarak katledilen insanların anısına onları hatırlatacak olan bu talep bir vicdani taleptir. Bu talebin reddedilmesi de vicdani sorgulama gerektiren bir durumdur. Son olarak Cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini istemeleri, Alevileri doğrudan muhafazakârlarla karşı karşıya getirmektedir. Türbanın serbestîsi konusunda özgürlükleri hatırlatan bu kitle konu cem evi olduğunda bunu özgürlük olarak kabul etmemekte ve “Müslüman’ın ibadet yeri camidir!” diyerek Aleviliği İslam dışına itmekte ve konuyu farklı konumlara taşımaktadırlar. Hâlbuki bu hakkın gereğidir. Aleviler cem evleri ibadethanemizdir diyorlarsa bu böyledir. Bunun aksini iddia etmek, hayır senin ibadet yerin cem evi değil, camidir demek Alevilere Alevilik öğretmektir.

SONA GELİRKEN…

Alevilerin Osmanlıca güdülebilecek bir taife olduğunu sananlar Alevilerin ve Aleviliklerin hiç farkına varamadılar, varamayacaklardır. Bu insanlar; kırdan kente ve Avrupa metropollerine uzanan bir hurucun, sınıflı bir toplumda tabakalaşmanın, parsel parsel eylenmiş bir dünyaya doğmanın ve gelenekleri sağdan soldan yeniden inşanın Alevilere yaşattığı sosyolojik dönüşümü görmekten ne kadarda acizdirler. Alevilikleri görmekten uzak olanlar çözüme de bir o kadar uzaklar.3

Yazıya son verirken bir Bektaşi hikâyesinin çözümü daha iyi özetleyeceğini düşünüyorum:

Günün birinde yolu bir dergâha düşen kendi halindeki adam, dergâhta, bir Mevlevî ile bir Bektaşî’nin oturmuş sohbet ettiklerini görünce dayanamaz ve yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini izlemek için geldiğini söyler. Mevlevî ve Bektaşî erenleri başlarlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışırlar. Zavallı adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların giydikleri giysilere takılır. Mevlevî’nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca kolları değil, elleri de örtmekte, kapatmaktadır. Bektaşî’nin giydiği kıyafette ise tam tersi bir durum vardır. Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır. Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister. Büyük bir merakla, önce Mevlevî’ye sorar: “Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun? Bunun özel bir sebebi var mı?” Mevlevî hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır. İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek kollarını daire şekline getirir ve şöyle der: “Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz. Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız.” Yanıttan oldukça hoşnut olan adam aynı merakla bu kez Bektaşî’ye döner: “Peki siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa? Siz insanların günahlarını ve ayıplarını örtmez misiniz?” Bektaşî kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra gülümser ve adama bakarak şöyle der: “Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur. Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz.”

Biz Alevilik İslam içi mi dışı mı yoksa dinsizlik mi bunu tartışmamalıyız. Biz görmemeyi tartışmalıyız!

Nail ELHAN

REFERANSLAR

1. Muharrem Arefesi Dostları, Aykan Erdemir http://www.stargazete.com/acikgorus/muharrem-arefesi-dostlari-haber-227235.html Erişim tarihi: 12.02.10

2. LA-HA-SÜ-MÜ-T A-YA-LON, Baskın Oran, Radikal İki, 24 Ocak 2010

3. Muharrem Arefesi Dostları, Aykan Erdemir http://www.stargazete.com/acikgorus/muharrem-arefesi-dostlari-haber-227235.html Erişim tarihi: 12.02.10

 

 
Leave a comment

Posted by 05 Nisan 2011 in politika, türkiye

 

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.