Soğuk Savaş döneminde olası bir savaş nedeni olarak görülen nükleer güç, savaşa sebep olmasa da istikrarlı bir düzenin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Soğuk Savaş zamanında ki Sovyet tehdidi gibi; haydut devletler, despotik liderler, teröristler ve kitle imha silahları da 11 Eylül sonrası dönemin gözde kavramları haline gelmiştir. Bu süreçte nükleer silahlar terörle ilişkilendirilmiş ve yeniden, uluslararası politikanın öncelikli konusu olmuştur.
2002 yılında İran Ulusal Direniş Cephesi’nden Ali Rıza Caferzade İran’ın gizli nükleer çalışmalarını dünya kamuoyuna sunmuş ve bu durum ABD ve İran arasında 1979’dan bu yana var olan gerilimi başka bir boyuta taşımıştır. 1979 yılında İslam Devrimi’nden sonra, İran’da ki Amerikan Konsolosluğu İranlı öğrenciler tarafından basılmış ve 66 Amerikalı rehin alınmıştı. 444 gün süren eylem, 1980 yılında Amerikan Özel Kuvvetleri’nin başarısız kurtarma operasyonuyla başka bir boyut kazanmış ve Amerikan seçimlerini etkileyerek Carter’in Reagan karşısında seçimi kaybetmesinde bile etkili olmuştur.
ABD tarafından şer ekseni oluşturmakla suçlanan İran, kaderin bir cilvesi olsa gerek nükleer yolculuğuna ilk olarak 1957 yılında ABD desteğiyle başladı. Şah Dönemi’nde imzalanan Nükleer İşbirliği Anlaşmasıyla beraber ilk adımını atmış oldu. Daha sonra 1967 yılında ABD, İran’a Tahran Nükleer Araştırma Merkezi’nde kullanılmak üzere hafif su reaktörü ve laboratuar malzemesi sağladı. 1980-1988 Irak-İran Savaşı İran’ın nükleer programında yavaşlamaya neden olsa da, nükleere olan ilgi Pakistan, Rusya ve Çin’in katkılarıyla sürdü. Ancak 2002 yılında İran’ın gizlice nükleer silahlar ürettiği ortaya çıkınca İran, dikkatleri üzerine çekti.
İran neden nükleer silah üreten bir güç olmak istemektedir ve neden ABD buna karşıdır? İran tarafından olaya bakıldığı zaman ülke içinde reformist, muhazafakar çoğu grup olmasına rağmen nükleer enerji konusunda bir konsensüs göze çarpmaktadır. İran nükleeri uzun vadeli stratejisi ve bir güvenlik gereksinimi olarak görmektedir. Baş düşman İsrail ve Arap-Sünni komşu devletlerce sarılmış bir ülke olmak Fars ve Şii olan İran’ı tedirgin etmektedir. İran yönetimi ve halkın büyük kısmı, Amerikan karşıtlığının da etkisiyle, nükleeri olan bir İran’a kimsenin saldıramayacağı düşüncesindedirler. Üstelik nükleer silaha sahip olmak İran’ı Türkiye ve Mısır gibi İslam nüfus çoğunluklu rakipler karşısında üstün duruma getirecektir. Hâkim olan görüş İran’ın kendi imzasının da bulunduğu NPT’den çekilmesi ve uluslararası kamuoyunu dikkate almamaktır. Savaş ihtimali uzak bir ihtimal olmakla beraber İran’ın önceliği ve genel stratejisi görüşmeler ve diplomatik yollardır. İran, İsrail’in nükleer silahlarının kendileri için büyük bir tehdit olduğunu ve kendilerine uymaları için dayatılan uluslararası kuralların İsrail’e de uygulanmasını istemektedir. Burada İran’ın elini zayıflatan nokta ise İran’ın başkalarının da uymasını istediği uluslararası kuralların altında imzasının olmasıdır. İsrail’in böyle bir problemi bulunmamaktadır.
ABD açısından baktığımızda ise ilginç bir şekilde İran konusunda Cumhuriyetçilerin ve Demokratların benzer stratejilere sahip oldukları görülmektedir. Amerikan kamuoyu İran’ın nükleer silaha sahip olmasına ortak bir biçimde karşı çıkmaktadır. Irak konusunda tek başına hareket etmesinin maliyetini ağır ödeyen ABD, İran konusunda aynı biçimde davranamayacaktır. ABD’nin elinde; siyasi ve ekonomik yaptırımların uygulanması, nokta vuruşlarla İran’ın nükleer santrallerinin vurulması, sınırlı işgal(zaman ve bölge açısından) ve bana göre en ilginci İran’da bir rejim değişikliği gibi çeşitli seçenekler bulunmaktadır. Ama bu seçeneklerden kaçı tam anlamıyla uygulanabilirliğe sahiptir. Zaten sıfıra yakın yaşam kalitesine sahip bir halk üzerinde ekonomik yaptırımlar ne kadar etkili olabilir. Yönetimi kendilerine karşı en ufak bir saldırının dünyanın her köşesinde en sert şekilde yanıt bulacağını söyleyen bir ülkeye karşı savaşı gündeme almak ne kadar doğru olur? Burada en uygun seçenek olarak İran’da bir rejim değişimini istemek ve muhalifleri desteklemek gözükmektedir. Ama son seçimlerden sonraki baskıcı ortam bunu teşvik edeceğine engellemektedir.
Son olarak belirtmek gerekirse, ABD’nin Irak’ta, İncirlik’te ve Körfez ülkelerinde binlerce askeri üssü ve personeli bulunmaktadır ve bu İran için büyük bir güvenlik sorunu halini almıştır. Bu durum İran’ın nükleere yönelmesine sebep olmaktadır. Galiba en iyi seçenek İran’a öncelikle kendi güvenliği konusunda birkaç öneride bulunmaktır.
Nail ELHAN


